14 Kasım 2011 Pazartesi

Bedelli Askerlik

Her yıl mutad hale gelen, bedelli askerlik tartışmaları bir kez daha başladı. Olacak mı? olmayacak mı? Olursa kaç yaşındakileri kapsayacak? Kaç para olacak? Sorula ve etrafında dönen tartışmalar gündemi yavaş yavaş kaplamaya başladı.

Ulus devlet saçmalığının en büyük destekçilerinden biri olarak gösterilen, "vatani görev" hayatımızın üzerinde dolaşan kara buluttur, demek abartı olmaz sanırım. Ülkemizde askerlik yapmayanı; adamdan saymayan, iş başvurusunu reddeden, kız vermeyen anlayış, bir çoğumuzu, "lanet olsun gidelim de kurtulalım" çaresizliğine itti. (Bu dediğim fakir aile çocukları için)

Gelir düzeyi orta/yüksek olan ailelere mensup çocuklar, bir türlü bitiremedikleri üniversite tahsilleri, vatan hasretiyle dolu günler yaşamak zorunda kaldıkları yurt dışı hayatları, ya da anti militaristlikleriyle askerlik hizmetlerini yapmazlar. Hasbelkader askere gidenlerin karşılaştıkları iç parçalayıcı olayları birazdan yazacağım.


Hergün şehit haberlerinin geldiği bugünlerde, bedelli askerliğe getirilen en büyük eleştiri:"ne yani zengin çocuklar paralarıyla askerlik yapsınlar, fakir çocuklar ölsün mü ? " sorusudur. Otuz yıllık çatışma sürecinde ölen askerler, cemiyet hayatının güzide çocuklarıdır ya, bedelli askerlik geldiğinde olan sadece fakir çocuklarına olacaktır sanki.

Hafızam kuvvetlidir ama gözümden kaçmış olabilir diyerek sorayım. Siz şehit olan askerlerin ardından hiç, "Gece hayatının en hızlı çapkınlarından olan şehit X'in ölümü, sosyetik güzelleri üzüntüye boğdu" ya da, " Ailesi şehit olduğu haberi üzerine yurt dışındaki tatillerini yarıda bıraktı" veya "Son aldığı spor arabası garajda sahipsiz kaldı " haberleri gördünüz mü? Ben hiç görmedim. Göreceğimi de zannetmiyorum.

Nedenlerini askerlik hayatımdan bir kaç örnekle anlatayım. Askerliğimi Türkiye -İran sınırında, sınıra sıfır noktadaki piyade bölüğünde yaptım. Hasbelkader bölüğe düşmüş zengin çocuklarının hiç birinin benimle beraber nöbete çıktığını görmedim. iç hizmeti bu arkadaşlar oluştururlar, biz 12 saat nöbet tutarken, onlar bölük etrafında iki saat nöbet tutmmayı bile eziyet telakki ederlerdi.

Ramazan vardı, devrem. Evli, bir çocuğu vardı. Onun yanında fakir olduğunuzu bile söylemeye utanırdınız. Askerliği boyunca hiç izne gitmemiş, hiç parası gelmemiş bir çocuk. Önce karısı kaçmıştı evden, çocuğunu bırakıp. Bir ay sonra annesi ölmüştü. izin hakkı olmasına rağmen, annesinin öldüğünü dört gün sonra bildirdiler Ramazana. İzne gidemedi, yollamadılar yüzden düştü diye. Çocuk, niye yollamıyorsunuz diyemedi bile. Garibim çekilecek çilesi bitmemiş olmalı ki bu sefer babası kaza geçirip kalça kemiği kırıldı. Gene gidemedi. Tekmil ver, izne git , yol masrafını biz çekeriz dedik kabul etmedi. Ondan habersiz aramızda para toplayıp köyüne yolladık. Ramazan zayıf, kuru, tipsiz bir çocuktu.


Bir de paşa damadı vardı. Paşalardan birinin kızıyla sözlenmiş, söylediğine bakılırsa doğuda askerlik yapmak istediğini, müstakbel kayınpederine bildirmişti. Iğdır Aralıktaki bölüğümüze, TSK'nın yolladığı Akreple gelmişti. Üstelik Ankaradan araca bindiği gün başlatılmıştı askerliği. Bölüğe geldiği gün alay komutanı arabasıyla geldi ve alaya davet etti damat paşamızı. Sen buradayken ben rahatsız oluyorum demişti, bizim önümüzde. "Yengen ev yemeği yapar" demişti. Damat Paşamız gururluydu.

Bir hafta kaldı Damat paşamız, bu sürede 3 kere alay komutanı kontrole geldi. Son geldiğinde paşamız, Astsubayın verdiği Cep telefonuyla kız arkadaşıyla konuşuyordu. Alay komutanı son geldiğinde damat paşamızı alıp alaya götürdü.

Bunu ekstra örnek olarak görenler için, astsubay akrabası olanların nasıl kayrıldığını, zengin çocukların nasıl iç hizmette tutulduğunu, yazabilirim.

Efendiler askerlik dediğiniz gelir adaletsizliğinin en çok yaşandığı yerdir. Bedelli bunu azaltır, çoğaltmaz. (tam bu noktada bir itiraz geldi ki,doğru olan bu onu dayazayım )

"Bedelli başlı başına gelir adaletsizliğindeki fakir-zengin ayrımının ortaya kabak gibi koyulmasıdır. azaltma/çoğaltma olmaz."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder