Pinperest

31 Aralık 2015 Perşembe

Abdulhamit Bilici Ne Demek İstedi?

Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya Medine'de vefat etti. Hasan Karakaya sivri dili, girdiği polemikler nedeniyle medya sektöründe pek sevilmeyen bir isimdi. Ölümünün ardından onu hayırla ananlar olduğu gibi, arkasından kötü söz söyleyenler de olacaktı nitekim oldu da. Kötü söz söyleyen güruhun içerisinde Fethullah Gülen Fedailerinin olması açıkçası beni hiç şaşırtmadı. Burada Tuncay Opcin, Emre Uslu gibi içinde İslamiliğin zerresi olana dahi nefret eden isimlerin yazdıklarını Hasan Karakaya'nın lehine şahitlik olarak kabul etmek lazım. Asıl üzerinde durulması gereken ve zihinsel kodlarını ifşa eden Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulhamit Bilici'nin paylaşımı oldu. Hasan Karakaya'nın yazılarından "Bu kış FETÖ ve PKK'nın Son Kışı Olabilir"'in kepsini alıp Hasan Karakaya'nın ölümüne "İBRETLİK" yorumunu yapmasıydı. Abdulhamit Bilici, hem tabanına hem de düşmanlarına iki mesaj veriyordu. Ölüm bir sondur ve bizimle uğraşana Allah canını alarak cevap verir. Bilici'nin "İbretlik" paylaşımı sonrasında yeni dönemde, Fethullah Gülen'in Fazlullah Esterabâdî veya Hasan Sabbah'a evrilmesini bekleyebiliriz. (not: Bu konuyu ileride daha detaylı olarak yazmaya çalışacağım. )

28 Kasım 2015 Cumartesi

Ali Bayramoğlu'nun Gizlediği Ayıp

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar Mit Tırları haberinden sonra hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı ve cezaevine girdi. Daha önce meslek dayanışmasının "meslek kutsanmasına" dönüştüğünü yazmaya çalışmıştım. Can Dündarın tutuklanması beklendiği üzere tepki çekti ve bir çok köşe yazısı yazıldı. Yazanlardan biri de YeniŞafak Gazetesi yazarlarından  Ali Bayramoğlu oldu. 


Ali Bayramoğlu yazısını "Gazeteciler kutsaldır, gazetecilik bağımsızdır" bağlamına oturtmuş. Özgürlükler mevzusunda Ali Bayramoğlu ile aynı düşünmek zorunda değiliz. Ama gerçeği çarpıtmaya Ali Bayramoğlu'nun bile hakkı yok. 

Yazdığı şu cümlelerden bahsediyorum, "Hükümete göre Türkmenlere insani yardım, muhalefete göre ise silah taşıyan konvoylara, cemaat siyasi iktidarı sıkıntıya sokmak için kendi savcı ve polisiyle baskın yapmış ve silah taşıma iddiasını ortaya atmış olabilir. Bu baskının, doğru ya da yanlış veya abartılı bilgi ve belgelerini bir şekilde yaymış, gazetecilere aktarmış olabilir"


Ali Bayramoğlu tam burada büyük bir gerçeği ya ıskalıyor ya da çarpıtıyor. Muhalefet(ali bayramoğlu yazısında muhalefet derken cemaatten CHP'ye Taraftan Sözcüye oluşan büyük koalisyonu dahil etti mi bilmiyorum ben ediyorum )  bu silahların Türkmenlere gittiğini iddia etmedi. O silahların İŞİD'e gittiğini iddia etti. Hatta bunu İŞİD'in Recep Tayyip Erdoğan'ın emriyle MİT tarafından kurulduğu iddiasını desteklemek amacıyla söyledi.  Bunu da bu ülkeyi yöneten siyasi kadroları uluslarası savaş suçları mahkemesinde yargılatmak amacıyla yaptı.  

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/296432/_Devlet_isi_yapiyorduk_.html 
http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_galeri/296413/1/Kirli_operasyon.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/291913/MiT_ten_cihatci_sevkiyati.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/273117/Devletin_ISiD_le_temasi_vardi.html

Cumhuriyet gazetesi de bu haber ve manşetlerde bu iddiaya gönüllü yardımcı oldu. 
Denilebilir ki, Cumhuriyet yanlış yönlendirildi, gazeteci işini kötü yaptığı için yargılanamaz. 
Cumhuriyet Ankara temcilcisi Erdem Gül'ün yazdığı haberde İŞİD bayrağı yokken sadece bayrakta bulunan kelimei tehvidden ve Sakallı olmalarından yola çıkıp İŞİD yazıyor. Erdem Gül'e bu haber CD içinde gelmediyse kendisi araştırarak yazdı. Yaptığı yalan haberle  açıkça Cumhurbaşkanını uluslarası mahkemeye çıkartmaya çalışanlara destek veren bir kişi nasıl hesap verecek? Gazeteciler kendi aralarında toplaşıp yenilen yemeğin hesabını kitleyerek mi ? 


Yanlış haberle, yalan haberin arasındaki farkı Ali Bayramoğlu gözden kaçırıyor. Gazetecilerin  yanlış haber yapma hakkı vardır ama bilerek ve isteyerek yalan haber yapma hakkı yoktur. Hele hele bu yalan haberler yüzünden binlerce insan ölüyorsa bu hakkı hiçbir "vicdan" kabul etmez. 

Yalan haberler 2 yıldır o kadar etkili oldu ki, başlarda dalga geçtiğimiz Bilal Erdoğan'ın Ciğeristan da çektirdiği hatıra fotoğrafı şimdilerde Rus Medyasında yayınlanıyor. 

Türkiye'nin Suriyedeki mazlum ve mücahidler silah göndermesi Cumhuriyet Tarihi boyunca yaptığı en doğru iştir. Bu konuda Ali Bayramoğlu karşının taksisi olduğu için, buna karşı çıkmanın bu engellemenin asıl ayıp olduğunu yazmanın bir alemi yok. 





4 Kasım 2015 Çarşamba

Doğan Grubuyla Uzlaşmak Kucaklaşmak Mı?

01 Kasım 2015 seçimleri bitti. Seçimin sonucu kimsenin beklemediği bir şekilde sonuçlandı. Herkes Ak Partinin 1. Parti olacağını biliyordu da tek başına iktidarın geleceği, gelse bile bu kadar net ezici bir sonuçla geleceğini kimse tahmin etmiyordu.


Sonuçlar Ak Partinin yoruma mahal bırakmayan zaferini gösterdiği andan itibaren Ak Partiye çağrılar gelmeye başladı. Önce Ertuğrul Özkök, sonra Hürriyet çağrı yaparak Ak Partiden Başbakan Davutoğlu’nun balkon konuşmasında yaptığı gibi gerilimi sonlandırmak için adımlar atmasını istedi.


7 Haziran seçimlerinden bir gece önce haber ajansının resmi hesabından “Diktatörden hesap sorun, oyunuzu HDP’ye verin” twiti atan Doğan Grubunun yaptığı biat etmek olarak yorumlayanlar yanılıyor. Doğan Grubu’nun “başarısının sırrı” değişen her siyasi konjonktürde güçlüden taraf olmak, mevcut iktidarla (hükümet değil )iyi geçinmek, onu yönlendirmeye çalışmak ve anlaşamazsa yeni bir alternatif yaratmak veya kendi içinde bir çatışma ortamı yaratarak güçsüzleştirme yoluna gitmek ve en sonunda yok etmekte gizli.




7 Haziran Öncesi Ak partinin tek başına iktidar olamayacağını ve CHP MHP HDP koalisyonu kurulabileceğini öngördüğü için tüm mesaisini HDP’nin parlatılmasına harcadı. 7 Haziran sonrası MHP’nin kapıları kapatması sonrasında Ak PARTİ CHP koalisyonunun ne kadar iyi olduğunu İTO başkanının da yoğun çabasıyla Hürriyette görmeye başladık.

Koalisyon kurulmayıp seçimin tekrarlanacağı andan itibaren Ak partiye taarruzlarını hızlandıran Doğan Grubu bu uğurda PKK’nın şehit ettiği asker ve polisleri sanki gripten ölmüşler gibi haberleştirmeye, PKK’nın öldürdüğü sivilleri özellikle çocuklarıysa hiç görmemeye başladı. Bu çarpıtma o kadar aleni yapıldı ki, Dağlıca’da meydana gelen PKK saldırısı sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayında yaptığı açıklamayı bilerek çarpıtarak verdiler ve yayılmasına neden oldular. Bu haber sonrasında Ak Parti gençlik teşkilatının yaptığı protesto gösterisiyle dünyayı ayağa kaldırdılar. Hatta bu saldırı sonrasında feda ettikleri çatlayan kutsal kapı camı Erdoğan ve Ak parti karşıtlarının hacı olmak için ziyaret ettikleri mekân haline geldi.


İpek-Koza grubuna kayyum atanması sonrasındaysa “Ak Parti’nin gidici olduğu” tezini işlemeye başladı. (Ertuğrul Özkök’ün son hafta yazdıkları Hürriyet Arşivde yok sanırım teknik bir hata var ? )


Ak Parti daha önceki seçimlerde de Doğan Grubuyla kavga etmiş seçim sonrası Doğan Grubunun yumuşamasıyla uzlaşma yoluna girmişti. Eline 7 Haziran-1 Kasım arası yaşadıkları geçti. Her seferinde barıştıkları Doğan Grubu ilk fırsatta tekme atmaya devam etti. Toplumsal barış adına, Türkiye’nin selameti ve kutuplaşmanın önlenmesi adına yapılacak olan Doğan Grubu ile tekrardan uzlaşmak değil onların hükümet kurucu/yönetici/yıkıcı gücünü bir daha geri gelmeyecek şekilde kırmaktır.



25 Ağustos 2015 Salı

Bir Haberin İzinden Gitmek

Karşı adında bir gazete var. Gazete dediğime bakmayın psikolojik harp ürünü bir paçavra. Bir haber yayınlandı önce habere bakalım. 


Habere göre "Türkiye’nin kuzeydoğusunda faaliyet gösteren kendisine Lazika İslam Emirliği" adında bir grup peyda olmuş. Bu grubun lideri İŞİD'in yeni emiriymiş. Bu yeni emir Sümeyye Erdoğan'a evlilik teklifi etmiş ve bu, grubun ak partiye yakın olduğunu ispat ediyormuş. 

Bu gruptan CHP Milletvekili Mahmut Tanal'ın verdiği soru önergesiyle haberdar oluyoruz. Soru önergesine de bakalım. 


1-      www.zentralrat-der-lasen.de web sitesine sahip bulunan Lazika İslam Emirliği’nin Türkiye’deki faaliyetleri/faaliyet alanları nelerdir?

2-      Bu örgütün özellikle Laz vatandaşlarımıza seslenerek Türkiye’nin Kuzey Doğusu’nda yeni bir İslam Devleti kurma hedefleri olduğunu açıklamaları konusunda Bakanlığınızca nasıl bir önlem alınmıştır?

3-      Bu örgütün gerekirse IŞİD ile birleşebileceğini deklare etmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit etmesi karşısında Bakanlığınızca herhangi bir önlem alınması planlanmakta mıdır?

4-      Bu örgüt kimler tarafından hangi yıllarda kurulmuştur? Bu örgütün ulusal ve uluslararası bağlantıları kimlerdir? Bu örgütün merkezi nerededir? Finansmanı nasıl sağlanmaktadır?

5-      Söz konusu örgütün Doğu Karadeniz coğrafyamızda veya herhangi başka bir bölgede örgütlenme faaliyetleri bulunmakta mıdır?


Haber bu işin aslına bakalım. Bunun içinde  www.zentralrat-der-lasen.de adresine bakalım. siteye tıkladığımızda şöyle bir açıklama ile karşılaşıyoruz. 

"Laz Konseyi
Güney Kafkasyalı bir halk olan Lazlar, çoğunlukla Kuzeydoğu Anadolu'da varlıklarını sürdürmektedirler; tarihsel yurdumuz bugünkü Gürcistan'da bulunur ve Lazika olarak nitelenirdi.
Aktivitelerimiz ve stratejik hedeflerimiz hakkında sizi özel bir görüşmede bilgilendirmek, umarız bizleri son derece memnun edecektir.

Laz Konseyi'nin öncüsü, kendisine münasip görüp - Allah'tan hayır ve bereket dileyerek - Sn. Sümeyye Erdoğan Hanımefendiyle evlenmeyi murad ediyor; bunu açıklamaktan imtina etmeye meyilli değildir. Kalbinden meydana çıkan aziz kararını bu şekilde ilan edebilmek, şahsı için belli ki büyük bir şereftir.
Cumhurbaşkanı kızının - dünyada da ahirette de - imtiyazlı olmasını dileriz.

Basın temsilcilerinin - mahremiyetimize hürmet edip - ikametgahımızdan uzak durmaları rica olunur."

Allah Allah bayram değil seyran değil, bir paragraf sonrası Sümeyye Erdoğan'a evlilik teklifi. 

Bu metinde İŞİD ile bir bağlantı yok. Peki araştırmacı vekilimiz ve gazetemiz grubun liderinin  yeni İŞİD Emiri olduğunu nereden çıkartıyor, bakalım. 


Hedef Belirlemesi
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, 1461 senesinde Trabzon İmparatorluğunu kahredip dize getirmesinin ardından, Lazlar toplu halde İslam'a girmeye razı oldular. Yeni otoriteyi kabul etmeleri, örnek bir şekilde bugüne dek devamlığını koruyor.

Her şeyden önce, memleketimizde yürürlükte olan ve haksızca dayatılan siyasi temel şartlarını iptal etmeye erişmek istiyor ve gayret ediyoruz. Yoğun zihinsel çalışmadan sonra, nihayet Gürcistan’ın güneybatı kesiminde yer alan Acara Özerk Cumhuriyetinde - gerekirse silah gücüyle, İslama dayanan bir teokratik düzen kurmaya niyetlendik; bu hususta Türkiye'nin kuzeydoğusu geri çekilme alanı olarak düşünüldü. Açıkladığımız gayeye ulaşmak için, Müslümanların tümünü - hasseten ırkdaşlarımızı - uluslararası hukukla ahenk içinde her meşru araçları kullanmaya davet ediyoruz.

Bölgesel kaynaklardan istifadeyi kolaylaştırmak amacıyla, Osmanlı Hanedanı, eğer atalarının dünya görüşüne rec'a edip - demokrasi gibi, batıya ait ideallerden köklü bir şekilde yüz çevirirse -  müttefik olarak kabul edilebilir; aksi halde - özüne zıt mensuplarını Allah'a havale ediyoruz.

Izlediğimiz siyasetten ötürü karşımıza çıkan güçlerin bütünüyle, diplomatik bir çözüm bulmak istiyoruz; buna rağmen paramiliter faaliyetleri açık tutup, harp sanayisini sevindirecek olumlu bir ortam hazırlamayı iş edindik.
Hedeflerimiz çerçevesinde, bilhassa Arap Yarımadasında ticari ve siyasi ortaklar aramaktayız.

Kamuoyunda kuşkuyla karşılansa da - yüz yüze geldiğimiz vurdumduymazlıktan dolayı, İslam Devleti'nin (İD) emri altına girmemiz söz konusu. Konuyla ilgili rota düzeltmesine mecbur edilsek dahi, her halükarda aceleci davranmak istemiyoruz.
İstikametimize kanun ihlali yapmaksızın devam ediyor, lakin yürürlükte olan yasalardan endişe ve rahatsızlık duyuyoruz.

Öncelikle sitenin adresini bilen Mahmut Tanal siteyi hiç okumamış. Açıklamayı yazanlar kanunlara aykırı davranmadıklarını, diplomatik bir çözüm bulmak istediklerini, ama gerekirse de İŞİD emrine gireceklerini yazmışlar.

Peki nerede kurulmuş bu örgüt. Gene siteye bakalım. Bir posta kutusu adresi var:  LAZ KONSEYİ
 20 03 39 D-13513 Berlin  Almanya. 

Allah Allah, posta kutusu Almanya olan bir örgüt. Ben gazeteci olsam ve bu yapının İŞİD'le bağlantılı olduğunu düşünsem,  Almanya İŞİD'e kucak açtı manşetiyle girerdim. Mahmut Tanal nedendir bilinmez Türkiye'yi suçluyor. 

Peki kim bu yeni İŞİD Emiri: İnternet sitesinde yanında silahla çekilmiş bir fotoğrafı var. 



Korku verici bir fotoğraf değil mi. Sanki İŞİD lideri Bağdadi'nin yanından çıkmış gibi. Az önce onlarca kişiyi tefkir etmiş ve hepsini öldürmüş caniye benzemiyor mu sizce de?. 


Bu fotoğrafın olduğu yerde bir linkte var. Linkte, Mol Cumali Efendi 'nin facebook sayfası da var. 

Önce linki : https://www.facebook.com/Cumali.Mol 

Sonra bir kaç paylaşımına bakalım: "Halifesiz birlik ve kardeşlik sağlanamaz; anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az." 9 ağustos 2015 korkudan dizlerinizin bağı çözüldü değil mi ? 

Şimdi de Mol Cumali Efendi'nin bu paylaşımları yaptığı hayran sayfasının (yazıyla da rakamla da 25 kişi beğenmiş). İlk paylaşım da 5 temmuz 2015





Kafasındaki evet yanlış görmediniz fes. Sanırım Mol Cumali Efendi bir dönüşüm geçirmiş. Timurtaş Uçar dinleyerek hidayete eren birisi. Merak eden Mahmut Tanal arayıp ne ayaksın birader dedi mi acaba ? Nasıl mı arayacak, sitede telefon numarası da var. "Tel.: +49(0)177 850 77 87 (15-20 saatleri arasında)" Mesai saati olan İŞİD emiri. 

Mahmut Tanal'a bir kaç soru ben sorayım. 

1- Bu grubun varlığından nasıl haberdar oldunuz? 
2- Bu grubun faaliyetlerine izin verdiği için Almanya büyükelçiliği önünde eylem yapacak mısınız?
3-Grup liderini arama zahmetine bulundunuz mu? 
4- Grubun internet sitesini okudunuz mu?
5-Siyasi hasımlarınızın kızları üzerinden vurmak ayıp değil mi ? 
6- Yarın başka bir meczup çıkıp sizin ailenizden birine evlenme teklifinde bulunsa ne dersiniz? 
7-En son ne zaman utandınız? 
8-Cumali Mol Efendiyi Facebook'ta beğenen 25 kişi arasında tanıdığınız var mı?
9- Alman makamlarına suç duyurusunda bulundunuz mu? 



Not: Bu haberleri düzeltmeye ömür yetmez farkındayım. Fakat alçaklığın, haysiyetsizliğin dürüstlük ve cesaretmiş gibi pazarlanması midemi bulandırıyor artık. 
























15 Ocak 2015 Perşembe

İnsanlar Böceklere Karşı

Charlie Hebdo dergisine düzenlenen saldırı sonrasında, tarihi yazanlar fazla mesaiye kaldılar. Dünya huzurlu, barış içinde, kardeşçe yaşayan insanlardan oluşurken, barbar fundamentalistler tek suçu insanları eğlendirmek olan masum sivilleri öldürdüler. Haliyle bu saldırı bütün dünyada kaos, korku ve tehdide sebep oldu. Yapılan bir terör eylemiydi ve modern, barışçı, kardeşçe yaşayan insanlık buna bir tepki göstermek zorundaydı. Sayın Başbakanımız da, ülkemizde hiç karşılaşılmayan bu elim olay sonrası Fransızlara, yani modern, barışçı kardeş insanlara destek olmak için Paris’e gitti. Ne kadar övünsek, ne kadar gururlansak azdır.

Bugün zaman, inançlarımızı, aidiyetlerimizi, amalarımızı bir kenara bırakıp çağdaş insanlığın yanında olma zamanıdır. Değil mi ki onlar bizim müttefiklerimizdir; gerçek hakiki insanlardır. Bize düşen, acılarını yaşarken yanlarında olmak, onlarla birlikte barbarlığa vahşiliğe ilkelliğe karşı çıkmaktır.

Birtakım kötü niyetli insanlar, bu saldırı sonrası, dünyanın birçok bölgesinde ölen canlı türlerinin sayılarını paylaşmakta, böylece yüzleri kızarmadan ölümleri haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Oysaki onlar “İnsan” değillerdir. Franz Kafka’nın meşhur kitabında anlattığı üzere hamam böcekleridir. Gerçek insan olsalar, ortalığı toz dumana katmaz, duvarlara pislik bırakmaz, dahası evin ortasında keman çalınırken odaya girmeye cesaret etmezlerdi. Hem insan olsalar, bu zamana kadar ölümlerine ses çıkartan olmuş muydu? İnsanlar öldüğünde Fransa’dan çıkan sesi hepimiz gördük. Bütün dünya liderleri kol kola girmiş “özgürlük, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, inanç (inanmama) özgürlüğünün insani bir hak olduğunu haykırdılar. Siz hiç öldürüldüğü söylenen milyonlarca insan için benzer bir tepkinin gösterildiğini hatırlıyor musunuz?

Elimizi olmayan vicdanımıza koyup düşünmemiz gerekir. Tabi düşünme yeteneğimiz varsa. Neden modern dünya biz hamam böceklerini komple yok etmek yerine ıslah etmeye ve belki bir gün olabilirsek bizi insanlaştırma çabası içine girmektedir. Oysa biz yani dünyanın böcekleri buna karşı ne yapmaktayız. Soruyorum size ne yapmaktayız. Avrupa’da yaşama şerefine nail olanlarımız dâhil inancımızı bir kenara atmamakta, onlar gibi olmaya çaba dahi göstermemekteyiz. Düşünün Avrupa’da yaşayıp hala sakal bırakan, çarşaf giyen, hala dogmatik, gökten indiğini düşündüğümüz inançlarımızı bir kenara itmemekteyiz. 1400 yıldır bir reform bile yapamadık yahu. Bunun utancıyla yaşayıp sokağa bile çıkmamamız gerekirken bir de utanmadan insanlara saldırmaktayız.

Sanattan anlamıyoruz, felsefeden anlamıyoruz, mizahtan anlamıyoruz, özgürlükten anlamıyoruz. Öyleyse bir an önce “insanların” ellerini kana bulamadan, kimseye görünmeden kimseyi rahatsız etmeden, “insanlığın şehirlerini” kirletmeden ölmeliyiz.


Hemen itiraz edeceksiniz, hayır sanattan, felsefen, mizahtan ve daha birçok şeyden anlıyoruz diye. Naci el Ali adında biri vardı, güya karikatür çizdiğini iddia ediyordu. Karikatürlerinde ne diniyle, ne imanıyla, ne peygamberiyle dalga geçmeye cesareti olan bir korkaktı. Londra’da – ki erdemlilerin başkentlerinden biridir – öldüğünde Londra sokaklarını kirletti. Özgür dünya hiç ağzını bile açmadı, neden sokaklarımızı değersiz ölülerinizle kirletiyorsunuz bile demedi. Vatandaşlarının sağlığını düşündüğünden sokaklarını temizledi ve sustu.





Çözüm Nedir:


Bütün bu olumsuzluklara rağmen üzüntüye kapılmayalım. Belki ne kadar uğraşırsak uğraşalım tam manasıyla insan olamayız ama insan efendilerimizin bizi sevmesini sağlayabiliriz. Bunların neler olduğunu yazmaya çalışayım.




1-Dinde reform: 1400 yıldır aynı, değişmeyen bir kitaba inanmaktan vazgeçebiliriz. Bunu yapmak zor geliyorsa, birtakım değişikliklere gidebiliriz. Kutsal kitabımızdaki; anti-semitist, nefret söylemli ayetleri yumuşatarak başlayabiliriz. Düşünebiliyor musunuz içinde kâfir kelimesi geçen yaklaşık 146 ayet var. Bunlarda, kâfirlerle dost olmamayı hatta öldürmeyi, sonra kâfirlere adına Cehennem denilen bir yerde cezalandırmayı yazıyor. Modern hukukun ne olduğunu gerçekten öğrenememişiz. Düşünün ne kadar ilkel olduğumuzu



2-Charlie Hebdo’nun sanatsal, özgürlükçü, mizah dolu, zekâ göstergesi karikatürlerini Müslümanlar olarak sahiplenmek hatta hepimiz elimize karikatürleri alarak yürümeliyiz. Böylece insan olmaya yaklaşırız.



3-İlk fırsatta dinimizle dalga geçen kitapları okumalı ve hatta evimizde en başköşeye koymalıyız.1400 yıldır aynı kitabın evin en muteber kısmında durması ne kadar sıkıcı.



4-Yahudilerden özür dilemeliyiz. Yıllardır bizi ıslah etmek için uğraştılar didindiler, aralarında canlarını kaybedenler bile oldu. Hemen bir komisyon kurup onlardan özür dilemeliyiz.



5-Eğer hala modern, batılı, “insanlara” saldırmaya cesaret eden hamam böcekleri görürsek, onları biz kendi mahallemizde öldürmeliyiz. Yıllardır bizimle uğraştıkları yeter, artık onları daha fazla uğraştırmanın, üzmenin bir âlemi yok.


Örnekler elbet çoğaltılabilir. Sokakta dolaşırken, bizi insan gibi gösterecek kıyafetler giyilmesi, çocukların cinsiyetsiz ve dinsiz büyütülüp tercih hakkı tanınması, camilerde içkili âlemlerin yapılması vs. vs.


Mühim olan modern, batılı, özgür, müreffeh “insan” olmaya çalışmamız. Yoksa sürekli utanmaya devam edeceğiz.







İstiğfar: Allah yazdıklarım nedeniyle günaha girdiysem beni affetsin.