Pinperest

22 Ocak 2012 Pazar

İttihad-ı İslam’a Hrant Dink Molası

19 Ocak’da yapılan Hrant Dink yürüyüşü İslamcı camiada farklı tartışmalara neden oldu. Mazlumder’in katılımı bekleniyordu fakat Mavera Gençlik ve 16 Temmuz Gençlik Hareketi'nin katılacaklarını beyan etmeleri, onlardan beklenmediği için olsa gerek tepki topladı. Kimisi davaya ihanet etmekle, kimisi İslami camianın dertleri varken bir “Ermeni’nin” derdiyle uğraşmakla suçladı.

Bu yazıyı yazma nedenim, Milat Gazetesi yazarı Selman Maltaş’ın bugün yazdığı “Hrant Dink’i Anma Bayramı” isimli yazı. Selman Maltaş, nam-ı meşhur Dudayeva, yazısında “Çünkü popüler olan şeyleri sevmiyorum. Bazı İslamcıların liberallerin gözüne şirin görünme hevesinden hazzetmiyorum” diyerek Hrant Dink yürüyüşüne niye katılmadığını ve katılan 16 Temmuz Gençlik hareketiyle bağını neden kopardığını açıkladı.

Aslında bu yazı direkt Selman Maltaş’a cevap yazısı olarak başladı. Fakat, Forza Ümmet sayfasını kuran, Arap İsyanları'na, Ahmet Davutoğlu’na koşulsuz destek veren, Arap İsyanları'nı organize eden gençlerden ilhamla kurulan 16 Temmuz Gençlik Hareketi’ne destek veren, Mavi Marmara yürüyüşünde Ekşi Sözlük İslamcıları'nı temsilen pankart hazırlatan Selman Maltaş’ın “popüler olan şeyleri sevmiyorum” demesine anlam veremedim. Tıpkı 16 Temmuz Gençlik Hareketi Facebook’tan Hrant Dink anmasına katılacağını beyan etmesinden kısa süre sonra, 16 Temmuz Hareketi’nden ayrıldığını açıklamasına anlam veremediğim gibi.
Selman’ın yazısında yaptığı diğer vurgu, “liberallere şirin gözükme” çabasıydı. Öncelikle adını koyalım, Hrant Dink yürüyüşüne katılan onbinleri liberal olarak tanımlamak kusura bakılmasın ama, ezberci bir yaklaşım. Türkiye’deki tüm liberallerin sayısı bile o kadar değil.
Diyelim ki, o yürüyüşe katılanların büyük çoğunluğu liberal ya da solcu. Elimizde hiçbir done olmamasına rağmen büyük çoğunluğunun İslam’la problemleri olduğunu kabul edelim. Bütün bu nedenler, zalimce öldürülen, ölüsüne ve kalan ailesine saygı gösterilmeyen Hrant Dink için adalet istemeye engel değil ki...

Biz kendisini her şeyden önce Müslüman diyerek tanımlayan insanlar olarak, adil olmak zorundayız. Bu bizim vicdani sorumluluğumuz değil, İslami sorumluluğumuz. Gerek 16 Temmuz gerekse Mavera Gençliği yürüyüşe katılma nedenleri anlatırlarken İslam’a uygun argümanlar ortaya koydular. Selman Maltaş ve karşı çıkan diğer İslamcılar kalplerden geçenleri mi görmeye başladılar?

Hrant Dink’i katleden güruhu ortaya çıkartıp, bunların ceza almasını sağlamak, bu ülkenin Müslümanlarının üzerindeki vebaldir. "Müslüman gençlerin liberaller vs ile ne işleri var" diyene kadar, bu cinayetin suçlularının (ihmali olanlar dâhil) cezalandırılmasını niye bu kadar az dertlendik, niye ailesine 'başınız sağolsun'u çok gördük, bunu tartışmamız gerekir.

Lütfen kimse “Hrant Dink öldürüldü ama şu şu olaylarda onlar yoktu” demesin. Biz satranç piyonu değiliz ki hamlemizi karşı tarafın hareketlerine göre belirleyelim. Kaldı ki söyledikleri olaylardan Bayram Ali Hoca ve Hızır hocanın şehid edilmesinde İsmailağa bile sokağa çıkmadı.
İttihad-ı İslam için yola çıkan insanlar, ilk fikir ayrılığında yola çıktıkları insanlarla bağlarını kopartıyorlarsa, yüzyıllardır aralarında ciddi ihtilafların olduğu ümmeti nasıl birleştirecekler, merak ediyorum.


Allah bizi adaletinden ayırmasın.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Lamartine'e ''Dünyaya son kere bakacaksın deseler, bunu İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim'' dedirten, N.Fazıl'ın ''zaman mekan aşıp geçmiş sevgilisi'' olan İstanbul'a yapılan bu tecavüze ve tecavüzcülere bir çift lafınız var mıdır? - http://goo.gl/lMSML

Haberdeki Mimar Sinan Genim, akp'nin kadıköy belediye başkan adayıydı.

Ben "İstanbul'un Silueti" muhabbetini hiç anlamıyorum. Aklıma yeşilçam filmlerinden bir sahne geliyor. Kötü yola düşen kızımız, altına yattığı erkekleri öpmez, çünkü sadece sevdiği erkeği öpecektir.

Bu şehrin silueti boğaz köprüsü yapıldığında bozuldu desem, bana;"a gerizekalıya bak köprüye karşı" dersiniz.

Bak şimdi aklıma geldi, yaşı yetenler hatırlar, eskidenAaltunzade'den köprü yoluna girdin mi, en büyük bina karayollarının binasıydı. Gökdelen falan hak getire. şimdi bakın bakalım o bölgede kaç tane gökdelen var.

Dahası şehrin her yerinde yapılan, hepsi Fransız balkonlu en az yirmişer katlı siteleri saymıyorum. (efendim yirmi katta ne mi var ? )

Eğer gökdelen medeniyetine karşı çıkmıyorsak, Sultanahmet Camii'nin arkasında Çük gibi görünen binalara da karşı çıkmayacağız. Kadıköy sahile yapılan ve ne hikmetse kimsenin umurunda olmayan garabet rezidansa karşı çıkan var mı?

niye soru soruyorsun?