21 Mayıs 2012 Pazartesi

Hypocritical Mehdi

Afganistan ve Pakistan halklarının radikal akımlarla mücadelelerini destekliyor ve bu ülkelerinin hak ettikleri müreffeh yaşam koşullarına kavuşmaları için bölgedeki altyapı yatırımlarımızı sürdürüyoruz”(vurgular bana ait )

Bu sözler sayın başbakanın 29. Eylül 2009 tarihinde BM 64.Genel Kurul’unda yaptığı konuşmadan bir kesit. Türk medyasında bu konuşmanın Filistin/İsrail meselesi hakkında söylediği cümlelere vurgu yaptığını hatırlatmak lazım.

İç politikada yaşananların hızına ayak uyduramadığımız için, ülkemizin yurt dışında neler yaptıklarına yeterli önemi gösteremiyoruz. Rutinleşmiş haberler, birkaç cümleden başka anlam ifade etmemeye başlıyor. Sürekli duyduğumuz cümlelere örnek olarak, Irakta intihar saldırıları 50 ölü, Pakistan ya da ABD ordusu Talibanı(!) vurdu 30 ölü, NATO birlikleri operasyon düzenledi 15 ölü, haberlerini verebiliriz. Okuması çok kolay olan bu haberleri, hemen unutup suni gündemin bize bahşettiği oyun alanlarımıza dönüyoruz.


11 Eylül olaylarından sonra Türkiye’nin İsrail’le arasının kademeli olarak gerilmesi ve bu süreçte, Irak Afganistan ve Pakistan’da Amerikanın attığı her adıma meşruiyet kazandırması sanırım tesadüf olarak açıklanamaz.

Modern dünyanın önemli başarılarından biri de, sistemin çatırdamaya başladığı anlarda yükselen muhalefeti kendi içinde ortaya çıkartıp kontrol altına almasıdır. Sistemin dışından gelebilecek muhalefete karşı savunma mekanizmasını sonuna kadar ortaya koyarken, kendi içinden ortaya çıkardığı muhalefete geniş ‘oyun alanları’ bahşetmektedir. Böylece sistemin içinden doğan muhalefet, sistemin el verdiği ölçülerde ‘çılgınlık’ yapabilir.



İsrail’e karşı söylem düzeyini geç/e/meyen karşı duruşun, Türkiye’de ve Dünya’da heyecan uyandırdığı reddi imkansız vakıadır. Halid Meşal’in ziyaretiyle başlayan, İsrail’in Gazzeye yaptığı insanlık dışı saldırıyla artan, One Minute olayıyla da zirve yaptı. Yapılan yorumlar da Türkiye İslam dünyası liderliğine, Başbakan’da Mehdiliğe layık görüldü. (Türkiye’nin İsrail’e diklenen/diklenirmiş gibi yapan politikaları ayrı bir yazı konusudur. Sadece Başbakan’ın İstanbul’da yaptığı Kudüs yanarsa dünya yanar açıklamasını ve sonrasın da İsrail’in OECD üyeliğine kabulünü hatırlatmak isterim)

Radikal akımlarla mücadele ettiğini söyleyip, masum sivilleri öldüren Amerika Birleşik Devletleri’ne yardımcı olmak adına, yapılan her ziyarette Radikal akımlarla mücadele edilmesi gerekliliğini söyleyen Başbakan Amerikan uçaklarının her sortisine kalkış emri vermekten rahatsızlık duymamaktadır.

NATO’nun Afganistan’da giriştiği katliamlara rağmen, NATO’nun bölgedeki varlığını sorgulamayıp ilk destek sağlayan ülkelerden biri olarak Türkiye NATO’ ya gelebilecek İslam’la savaşıyor eleştirisini daha baştan bertaraf etmektedir.

Irak işgaline katılmayı düşünen, Amerikan ordularına toprakları açan, neredeyse halka açık para pazarlığı yapan, meclisteki 1 Mart oylaması sonrası ret cephesiyle arasına mesafe koyan Recep Tayyip Erdoğan değil midir? İşgal sonrası Amerikan ve İngiliz askerlerinin işlediği katliamlara tepkisini gösterebildi mi? (sadece söylem düzeyinde kalan tepkinin de bir süre sonra onaylamak anlamına gelebileceğini de unutmayalım)

Yazıyı sonlandırırken başbakan’ın başlangıçta verdiği sözlerden birinin yerine getirildiğini söyleyelim. Anadolu Grubu Pakistan da Coca Cola fabrikası açtı. Eh müreffeh yaşam dediğiniz Coca Colasız olmaz değil mi?



Not: bu yazıyı 2010 yılında habersahifesi açıkken yazmıştım. Bugün başbakan pakistan meclisinde "terörle mücadelenize destek veriyoruz" dediğinde tekrar yayınlamam gerektiğini düşündüm. Değişen bir şey var mı? İsraille ilişkiler gerilirken,İslam dünyasında amerikayı meşrulaştıran bir türkiye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder